Boşanma Patlaması

Nihan Güneli – Canımız Sokakta!: Hollaback! Istanbul kurucu üyesi ve avukatı

İnanılması güç bir rekora imza atarak geçen yaz tam 17 düğüne gittim. Saymadım ama herhalde son 5 senede gittiğim düğün sayısı 50’yi geçmiştir. Neler olmadı ki bu beş senede: Kır düğünü de gördüm, kış düğünü de; çeyreğimi teknede de taktım, nikah salonunda da; morali çok bozuk gelin ve damatlar da gördüm, çok eğlenmekten düğününü pek hatırlamayacak olanları da. Düğünler insanın ufkunu açıyor. Çok çeşitli olaylara şahit oldum; mesela tam ‘evet’ denmeden önce kavga eden dünürleri de gördü bu gözler, mikrofonu kapan gelinin damadın gözlerinin içine en romantik haliyle bakarak ‘Kimler geldi, hayatımdan kimler geçti’ diye şarkı söylemesine ve daha da iyisi gelin bu şarkıyı söylerken nemli gözleriyle birbirlerine gururla bakan dünürlere de şahit oldu. Türkçe versiyonunu Ajda Pekkan’ın ‘Bambaşka Biri’ ismiyle icra ettiği, orijinalinin adı ‘I Will Survive’ olan ve bugüne kadar yazılmış şarkılar arasında ‘terk edildim, ama asla yıkılmadım’ hissiyatını en iyi veren, terk edilen hemen her kadının en az bir kere gururla ve muhtemelen ağlayarak söylediği şarkı düğünde çalınır mı? Çalınıyor. Hem çalınıyor, hem bu şarkının bir düğünde çalınmasını (sanıyorum benden başka) hiç kimse garipsemiyor, hem de düğün davetlileri bu şarkıda tepine tepine dans etmeyi adeta bir görev gibi icra ediyor. Ankara’nın Bağları, saten sandalye kıyafetleri, terleyen takım elbiseli erkekler ve makyajı akmış abiye elbiseli kocaman topuzlu kadınlar ve muhtemelen düğünden sonra çok uzun bir süre kimseyle öpüşmek istemeyecek olan gelinle damat… İşte bunlar, bir düğünün olmazsa olmazları. Fakat yakın zamanda katıldığım düğünlerle başlayan evliliklerin bunlardan başka bir ortak noktaları daha var: Boşanma.
Boşanıyorlar efendim, durduramıyoruz. Önceleri acaba ben mi kötü şans getiriyorum da bu insanlar hemen boşanıyorlar diye düşünüyordum. Fakat bir sebepten katılamadığım düğünlerin sahipleri de boşanmaya başlayınca sorunun benden kaynaklanmadığından emin oldum. Boşanma oranları bu kadar artınca insan ister istemez soruyor: Peki ama neden?

BOŞANMA MECLİSİN DİKKATİNİ ÇEKTİ

Aile sonuçta bir toplumun çekirdeğini oluşturan en küçük sosyal birimi. Ailelerin bu kadar hızlı ve çok dağılıyor olması yalnızca benim değil, meclisin de dikkatini çekmiş olacak ki, geçtiğimiz hafta AKP, Meclis Başkanlığı’na bir araştırma önergesi sundu. 2014 yılında yüzde 4.5 artan boşanmaların araştırılması ve gereken tedbirlerin alınmasının istendiği önergeye muhalefet partilerinden de hızlıca kontra-önergeler gelince Meclis açılmasını takiben ilk olarak boşanmaları ele aldı ve iki gün süren çalışmalardan sonra, boşanma olaylarını araştıracak bir komisyonun kurulması karara bağlandı. Böylece yeni meclisin ilk komisyonu Boşanma Komisyonu oldu.

EVLİLİK MÜESSESİNİ DİRİ TUTMAK!

AKP’nin talebi, ‘evlilik müessesini diri tutmak’, ‘boşanma olaylarından en çok zarar gören çocukların anne ve baba sevgisinden mahrum kalmamasını sağlamak’, ‘ailenin huzur ve birliğini sağlamak’. Seçimden önce evlilik vadeden bir partinin evlilik müessesini diri tutmak için ne yapacağını inanın çok merak ediyorum, ama sormaya da korkuyorum.
Doğrusunu söylemek gerekirse, evlilik benim de çok önemsediğim bir kurum. 30 senedir çok mutlu bir evlilikleri olan, her fırsatta birbirlerini ne kadar sevdiklerini söylemekten çekinmeyen, birbirlerine hâlâ ‘sevgili eşim’ diye seslenen bir anne ve bir babaya sahip olduğum için hakikaten çok şanslı ve çok da mutluyum. Ama boşananlar o kadar kalabalık ki, bizimkiler biraz kelaynak misali; mesela ben boşanmayayım diye evlenmiyorum.

MAKYAJLI OLSUN EVİ TEMİZLESİN BÖREK YAPSIN

Sayı çok fazla olunca, Boşanma Komisyonu’nun bulacağı sonuçların ne olacağı da kafamı kurcalamıyor değil. Ülkemiz, yaşam standartlarının oldukça düşük olmasına rağmen kişisel beklentilerin aşırı yüksek olduğu bir ülkeye dönüştü. Televizyonda gördükleri hayatı elde etmek için çalışan insanlarla birlikte yaşıyoruz. Erkekler televizyonda gördükleri kadınları istiyor; istiyorlar ki sabah yataktan saçı başı yapılı, makyajlı, bakımlı çıkılsın; günün ortalama 2 saatini yolda, 9 saatini çalışarak geçiren kadın yine de en az ev hanımı annesi kadar ev işi yapsın, ortalığı toplasın, yemek yapsın, bulaşık yıkasın, hizmet etsin. Kadınlar televizyonda gördükleri erkekleri istiyor; hem yakışıklı olsun, hem parası olsun, hem şefkatli olsun, hem ev işlerinde karısına yardım etsin, hem eli açık, cömert olsun, hem para biriktirebilsin.

MAHALLE BASKISI İLE EVLENME

Şimdi size hayati bir bilgi vereceğim: Televizyonda gördükleriniz gerçek değil. Kimse o şekilde yaşamıyor. Onların hepsi kurgu, hikaye hepsi. Garip, ama bunun farkında olan insan sayısı ülkemizde özellikle son dönemde oldukça azaldı. İnsanlar beklentileri karşılayamayan, hatta asla karşılayamayacak olan insanlarla, sırf yaşım geldi, ailem karar verdi, çocuk yapmam lazım, mutlaka evlenmem lazım, elalem ne der diyerek evlenince, o evlilikler bitiyor işte. Kadınlar erkeklerden, erkekler kadınlardan, ama parça parça da değil, bir bütün olarak tatmin olamıyor, nefret ediyor, hatta tiksiniyor. Sonra? Sonra çocuk yapmadılarsa hemen boşanıyorlar. Çocuk yaptılarsa, o zaman hayatı birbirlerine zehir ederek çocuğa da farkında olarak ya da olmayarak eziyet ederek yaşayıp gidiyorlar.

SENE 2015 AYNI ŞEYİ KONUŞUYORUZ

Filozof ve matematikçi olan Bertrand Russell, 1923 yılında yazdığı Evlilik ve Ahlak kitabının 10. bölümünde şöyle der: “Kadınların özgürlüklerini kazanmaları evliliği birçok yönden daha da güçleştirdi. Eskiden kadın kendisini kocasına tabi kılardı ama koca karısına bağlı olmak zorunda değildi. Bugünse birçok kadın, kadın haklarından kalkınarak kendilerini kocalarına tabi kılmayı istememektedirler. Hâlâ eski hakimiyetlerinin özlemini çeken erkeklerse, bu duruma uyum göstermek için ortada bir neden görmemektedirler.” Sene 2015, hâlâ aynı şeyi konuşuyor olmak ne de garip şey. Oysa 92 yıl önce yazılmış, üstelik 1983 yılında da Türkçe’ye çevrilmiş bir kitapta bugün hakkında komisyon kurulan bir konu tartışılmış.
Peki ne yapmalı? Nasıl bir çözüm bulacağız ve boşanmalar azalacak? Yine Bertrand Russell’dan bir çözümle bitiriyorum, bence üzerine bir kelime daha etmeye gerek olmayacak kadar açık:
“Uygar kadın ve erkeğin evlilikte mutluluk bulması mümkündür. Her iki tarafta da tam anlamıyla bir eşitlik duygusu bulunmalı, karşılıklı özgürlüklere bir sınır getirilmemeli ve değer ölçülerine bakışta belli bir paralellik bulunmalıdır. Tüm bunlar yerine getirilirse evliliğin iki insan arasında kurulabilecek en önemli ilişki olduğuna inanıyorum. Bugüne kadar bunun farkedilmemesinin nedeni karı ve kocanın kendilerini birbirlerinin polisi olarak görmeleridir. Eğer evliliğin gerekleri yerine getirilmek isteniyorsa, kocaların ve karıların, kendi özel yaşamlarında özgür olmaları zorunludur.”
Seviyorsanız gidin evlenin bence; birbirinizin polisi olmayın yeter.

 

Bu yazının orijinali 13.12.2015 tarihinde Evrensel Gazetesi‘nde yer almıştır

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *