Hikayeler

Hoşgeldiniz!

Canımız Sokakta: Hollaback! İstanbul’a hoşgeldiniz!

Bizim için önem taşıyan iki kabulümüz var:

1-  Yaşına, cinsiyetine, cinsel yönelimlerine veya giyim kuşamına bakılmaksızın her kişinin korkmadan, fiziksel ve sözlü de dahil olmak üzere herhangi bir şekilde tacize uğramadan sokaklarda yürüme özgürlüğüne sahiptir ve bu, temel bir insanlık hakkıdır.

İnsanlar eşya değildir.

Sokak tacizi, insanlara, bilhassa da kadınlara “Eşya muamelesi yapmak” demektir.

2- Süregelen sokak tacizi olaylarına son vermek mümkündür. Günümüz mobil teknolojilerinin  sağladığı erişilebilirlik, herkesin taciz anını, olay sırasında çektikleri fotoğrafları ve hatta videoları paylaşmasına imkan vermektedir.

Bu imkanın sağladığı koşullar, taciz mağdurları ve karşıtlarının, -erkek ve kadın fark etmeksizin- önayak olmasıyla, kitle kaynaklı bir değişime imkan tanıyabilir.

Verdiğimiz mesajlarla sessizliği kırabilir ve tacizin kabul edilemez bir davranış olduğu fikrini yayabiliriz.

Canımız Sokakta: Hollaback! İstanbul, tacizle savaşmak için hem sanal ortamda hem de gerçek hayatta, içinde yer alan herkesin bir parçası olabileceği bir topluluk kurmaktadır.

Canımız Sokakta: Hollaback! İstanbul, sokak taciziyle ilgili her konuyu paylaşabileceğiniz, tavsiye verebileceğiniz, ihtiyacı olan mağdurlara destek olabileceğiniz ve yeni bilgilere ulaşabileceğiniz bir platform olma hedefindedir.
Lütfen amacımıza ve hareketimize destek olun.

İlk adım olarak, daha önce paylaşılmış olan hikayeleri inceleyebilir, kaynaklarımıza göz atabilir ve kendi hikayelerinizi paylaşarak farkındalık oluşturmamıza yardımcı olabilirsiniz.

Sizlerin de yardımıyla, sokak tacizini durdurmaya gücümüz var!

2c yorum
Hikayeler

Mahkemede kazanılan tarihi zafer! İstanbul’da bir kadını otobüste taciz eden kişiye 1 yıl 8 ay hapis cezası verildi!

 PRI’s The World,  Muhabir Dalia Mortada

Türkiye’de tacizi bildirmek tacize uğramaktan daha kötü sonuçlanabiliyor

Geçen kış, hastanede doktor olan Ezgi takma adı ile bahsedeceğimiz genç bir kadın, uzun ve yorucu bir günün sonunda evine gitmek üzere kalabalık bir otobüse bindi. Yanına oturan güven vermeyen genç adam dışında her zamankinden farksız bir gündü.

Ezgi potansiyel bir tehdidin neye benzediğini biliyordu. İstanbul’da toplu taşıma araçlarında tacize uğramak alışılmamış bir şey değil ve kadınlar özellikle kalabalık otobüs ve trenlerde tedbirli olmayı öğreniyor.

Ezgi farkına bile varmadan adam elini eteğinin altından sokup kalçasından kasıklarına ulaşmıştı bile. Tepesi attı.

Adama bağırdı, otobüsteki diğer yolcular da olaya dahil oldu ve en yakın polis karakoluna gidene kadar onu otobüsten indirmediler.

“Benden korkmuş olmalı diye düşündüm.”

Ezgi ve tacizcisi karakola ulaştıklarında her şey daha da kötü bir hal aldı.

Önce, polisler hiçbir şey yapamayacaklarını söylediler. Hatta bir polis memuru ona “Tabii otobüste tacize uğrarsın.” dedi. Polis memuru, doktor olduğu için, “Kendine araba alabilecek kadar kazanıyor olmalı” dedi.

“Tacize uğradıktan sonra kimsenin polise gitmemesinin asıl nedeni bu.” diyor Ezgi.

Ezgi’nin hem avukatı ve hem de liseden arkadaşı olan Nihan Güneli, “Türkiye’deki taciz ve tecavüz vakalarının çoğu genellikle bildirilmiyor” diyor ve ekliyor “çünkü polis merkezlerinde karşılaşılan muamele tacizden daha travmatik olabiliyor.”

“Polise gittiğiniz zaman, çoğu durumda adresinizi ve kişisel bilgilerinizi polise veriyorsunuz.” diyor Güneli.

Bu bilgiler kayıt altına alınıyor ve bu şekilde şüphelilerin veya ailelerinin mağdura ulaşması ve şikayetini geri alması için baskı yapması kolaylaşıyor.

Ezgi’nin davasında, şüphelinin annesi onun iş yerine geldi. Kadın Ezgi’den şikayetini geri almasını istedi.

Ama Ezgi ve avukatı olayın üstüne gitti ve şaşırtıcı bir şekilde kazandı. Güneli bunu nadir görülen bir zafer olarak değerlendiriyor.

“Tacizcinin bir yıl sekiz ay hapis cezası almasının nedeni, sanırım Ezgi’nin doktor olması ve adamı tanımaması.”

Güneli davanın yargıtaydan dönebileceğini söylüyor. Ama yine de, bu büyük bir zafer.

Taciz ile ilgili yakın zamanda yapılan bir ankete göre, ankete katılan kadınların 2/3’si İstanbul sokaklarında ve toplu taşıma araçlarında bir ay içinde birçok kez tacize uğradıklarını söyledi.

Ezgi o kadınlar için, en azından dışarıda bir tacizcinin azaldığından emin olmak için mahkemeye çıktığını söylüyor.

Ancak yine de kendi güvenliğinden şüphe duyuyor ve bugünlerde halk otobüslerine binmekten kaçınıyor.

Ezgi başından geçen bu olayı anımsayıp gülüyor ama hala tedirgin.

“Hala başıma bir şey gelecekmiş gibi geliyor”, diyor ve ekliyor “Kendime motosiklet aldım.”

Haberin orjinal metnine buradan  http://www.pri.org/stories/2014-01-29/turkey-reporting-harrassment-can-be-worse-being-groped” ulaşabilirsiniz.

Yorum yok
Bizden, Sizden

Özgecan Büyüker’in yazısı: Çantasız Çıktım!

Geçenlerde evden çantasız çıktım. “Eee”si yok, bu çok önemli bir konu bence! Önemli olmanın yanı sıra tabii ki de bir şekilde atanmış kimliğinizin “kadın” olmasına, dayatmalara vs bağlanacak bir konu.

Hiç sevmem bir şey taşımayı. Çanta da bir yük nihayetinde. Ve de sırt çantası değilse hareketi epey kısıtlayan bir şey bence. Vücudumuzu yamultması ise ayrı bir konu. Bir yıla yakın zamandır sırt çantasına geçtim bu yüzden; en azından ellerim kollarım serbest ve omuzlarım yükü eşit taşıyor. Ama gene de anlamsız bir ağırlık gibi geliyor bana. “Neden?” diyorum öyleyse, “Neden çanta taşıyorum?”

İlk sebep, öğrencilik! Defter, kalem derken bir şekilde bir çanta takıyorsunuz. Ama derse gitmezken de, herhangi bir buluşmaya giderken de çanta takıyorum. Takıyoruz. Ne oluyor içinde? Anahtar, cüzdan, telefon gibi herkesin taşıdığı neredeyse en temel şeyler. Sonra durup bakıyorum (“öğrencilik, iş adamı/kadını olma” gibi cinsiyetten bağımsız kimlikleri bir kenara bırakarak, sivil hayata bakıyorum) ve görüyorum ki bu “temel” şeyleri erkekler de taşıyor; ama çanta takmıyorlar. (Defter, tablet, evrak, müzik çalar taşımak gibi “cinsiyetsiz” halleri bir kenara bıraktığımı söylemiştim, o yüzden “Erkekler de takıyor,” demeyin şimdi.) O halde kadınların taşıdığı fazlalıklar var. Çantama bakıyorum ve göz kalemi, ruj, ped, tırnak makası, törpü, bir paket peçete,… bir sürü şey görüyorum. Fondöten, rimel, far, pudra, yüz kremi, el kremini vs saymadım çünkü ben taşımıyorum. Gene çoğu kadına göre durumum epey iyiymiş. Bunların birike birike çaktırmadan yaptığı ağırlık ya da kapladığı yer fena.

“Ne yani, bunları yanımıza almayalım mı?” diyen kişiler var. İlk sorunun panik halinde böyle bir soru olması ise hayli düşündürücü. Makyaj malzemeleri çaktırmadan ne kadar hayati şeyler olmuş meğer. Pedi falan bunların dışında bırakıyorum; çünkü diğer saçma sapan malzemelerin aksine, bunun bir ihtiyaç olduğunu açıklamaya gerek yok herhalde. Bu durumda hayır, diğerlerinin “ihtiyaç” olduğunu kabul etmiyorum. Onlar kendi başımıza iş açmaktan, kendi kendimize ekstra yük çıkarmaktan başka bir şey değil!

Ve çantalar büyüyor! Kadın çantalarının (ki bir eşyanın kadını erkeği olması da ne komik) gitgide büyüdüğü gerçeği esprilere konu olmuşken de sormadan edemiyorum: Allah aşkına başka ne koyuluyor? Buna tarağı ekleyebilir miyiz? Topuklu ayakkabı vurursa diye yedek ayakkabıyı? Ve çantalar ne kadar büyürse büyüsün tıka basa dolabiliyor. Biraz kısır döngü oldu bu iş. İhtiyacımız var da mı büyük çanta talep ediyoruz yoksa büyük çanta gördükçe “Aa ne büyük! En iyisi alayım. İçine fön makinesi ve sürahi falan koyabilirim böylelikle,” gibi fanteziye kaçan sözde “ihtiyaç”lar mı yaratıyoruz kendimize? Bence ikincisi.

E o zaman “tekerlekli müstakil evler”de oturmamızın zamanı geldi. Her an her şey lazım olabilir! İlla makyaj mı yapacağız, tamam yapalım, ama yapalım ve ardımıza bakmadan çıkalım ne olur. Bozulursa bozulsun! Yani tıraş makinesini çantasında taşıyan erkek kadar üzücü bir durum bu. Oje sürüp evden çıktığımdaki stresimi bir ben bilirim! Yanıma da o ojeyi alırım yani. Bozulursa bir tuvalette süreyim diye. Ne zaman bu kadar takıntılı hale geldik yahu? Onlar yerine su şişesi, belki atıştırmalık bir iki şey, demin dediğim gibi tablet, gözlük gibi daha işlevsel şeyler koyabiliriz ki… Bunlara ek olarak makyajla ilgili şeyleri de çantaya tıktığımızı düşündüğümüzde çantaların büyüyor olması normal. Gene de “güzellik = her daim makyajlı olmak” algısına yapışacak ve bu yüzden her daim bir “güzellik” salonunu dolduracak kadar çok malzemeyle dolaşmayı seçecek olan kadınları yargılayacak bir durumum olmadığı gibi hakkım da yok; ama bunun bir tercih olmaktan çıkıp kendi kendimize uyguladığımız (neredeyse) bir dayatma haline geldiğini fark edelim istiyorum. Oto-dayatma. Evet.

Bu tarz malzemeleri olabildiğince azalttığımda sırt çantamda epey boşluk oluştu. Ve ben de gerçekten ihtiyacım olan şeyleri, kulpunu bileğime geçirip sarkıtarak taşıyabileceğim, cüzdandan az daha iri, küçücük bir çantaya sığdırabildim. Bu kadar basitmiş. İçinde telefon, anahtar, kredi kartı, para, müzikçalar, peçete vardı. Bu malzemeler bana, çanta da bu malzemelere gün içinde yetti de arttı bile! Ve hafifledim. Bunu da yapmayıp onları sadece ceplerime koyarak çıktığım gün de oldu. Cepli tayt giymiştim. Tayt esnek olunca cep de haliyle bunları aldı. Komik bir şişkinlik oluşmadı; yanı sıra ceplerimde bir şeyler olduğu belliydi.

Burada giysi konusu çıkıyor karşımıza. Etek, elbise, tayt, kadın pantolonu… Bunların geneli cepsiz. Ya da cepliler; ama dar oldukları için ceplere bir şey konulduğu an ya rahatsızlık veriyor ya da absürd bir görüntü oluşturuyorlar. Bol (ya da en azından dar olmayan, “normal”) pantolonların ceplerine erkekler her şeyi sığdırabiliyor. Ama işte gelin görün ki öyle giyinmek “feminen” olmaktan epey uzak bir yerde kodlanmış durumda. Ne çektik be “feminen” görünelim diye!

Kısacası ben sivil hayatımda çanta olayını bitirme çalışmaları içindeyim. Son sözüm ise “Sen de yap, RAHAT oluyor.”

 

 

Yorum yok
Hikayeler

“Bugün benim için anlamlı bir gün, kızım adet gördü..”

adet

 

Geçtiğimiz hafta bir babanın gururla kızının ilk adetini Facebook’ta paylaşması sonucunda yapılan sosyal medya lincine hep beraber şahit olduk.

Gönüllülerimizden İrem Güner bu linçe erkansaka.net ‘ten cevap verdi:

“Bir kız çocuğu, üstelik adet dönemi konusunda benim aksime hiç bilgilendirilmemiş bir kız çocuğu, ansızın iççamaşırında bir kan lekesiyle karşılaşırsa ne yapar? Ben söyleyeyim: Korkudan ödü patlar. O kadar çok korkar ki, bunu kimseyle paylaşamaz. Utanır. Utancından susar.”

Yazının tümüne ulaşmak için: http://erkansaka.net/archives/26873

Yorum yok
Hikayeler

Hollaback! Kore Aramıza Katıldı!

Hollaback! in en yeni üyesine merhaba diyelim! Hollaback! Kore aramıza katıldığı için çok heyecanlıyız. İyi şanslar Kore!

https://www.facebook.com/HollabackKorea

Yorum yok
Hikayeler

Polis Tacizine Karşı Sessiz Kalmıyoruz!

pinart_icGezi Parkı eylemleri esnasında yaşanan polis tacizleri için direnişçiler harekete geçti. Polis tarafından tecavüzle tehdit edilen Pınar, o polisi teşhis etti.

Haberi okumak için: http://haber.sol.org.tr/kadinin-gunlugu/kendisini-tecavuzle-tehdit-eden-polisi-teshis-etti-haberi-80610

Pınar ile yapılan röportaja ulaşmak için: http://www.radikal.com.tr/turkiye/polis_otobusunde_tecavuz_tehdidi-1153544

Yorum yok
Hikayeler

“Bu Senin Hatan!”

its yourHindistan’da yaşanan her tecavüz vakasından sonra, mağdurları suçlu göstermeye çalışanlara çok yaratıcı bir cevap! Bu video, cinsel taciz mağdurlarının daha farklı giyinerek veya daha farklı davranarak başlarına gelenleri engelleyebileceklerini iddia edenler için! http://www.youtube.com/watch?v=8hC0Ng_ajpY

Yorum yok
Hikayeler

Gönüllüler Aranıyor!

Canımız Sokakta, sokak taciziyle mücadele hareketinin bir parçası olmak isteyen ve bu konuyla yakından ilgilenen gönüllüler arıyor! Gönüllüler istedikleri şekilde bize katkıda bulunabileceği gibi özellikle şu konularda yardıma ihtiyacımız var: İngilizce/Türkçe çeviri desteği, Topluluk köşemiz için yazı hazırlanması, online içerik yönetimi yardımı. Eğer ilgileniyorsanız lütfen [email protected] adresinden bizimle iletişime geçin, sokak tacizini durdurmaya yardım edin!

Yorum yok

Arşivi Görüntüle

Powered by WordPress